İstanbul Nakışhanesi

Tülin Gönültaş

Minyatür

İslam dünyasında resmin temsilcisi minyatürdür.  Süsleyiciliği yanında kuvvetli bir anlatım gücüne ve kendine has bir estetiğe sahip olarak, değişik üsluplar altında asırlar boyu gelişimini sürdürmüştür.

İslam dünyasında resim sanatı bütünüyle yasaklanmamış, toplumun fikir ve dini inanışlarına uygun tarzda soyut bir anlayışla yorumlanmıştır. Evliya Çelebi “Seyyahatname” adlı eserinde, IV. Halife Hz. Ömer’in hicretin 21.yılında, bir tarafında ayet, diğerinde figür olan bakır sikke bastırdığını yazmaktadır. Emevi, Abbasi, Eyyubi, Artuklu, Atabek ve Selçuklularda resimli sikke ve madalyonlar vardır. Portre ressamlığı, Fatih Sultan Mehmet’ten imparatorluğun son yıllarına kadar bir gelenek halinde sürmüş, en mutaassıp Osmanlı hükümdarları bile portrelerini yaptırmakta sakınca görmemiştir. Siyer-i Nebi gibi dini konulu eserlerin dahi bizzat hükümdar tarafından resimlendirilmesinin istenmesi dikkate şayandır. İslam dünyasında minyatür, dini ve sivil yapıların duvarlarını süsleyen bir yapı-mekan sanatı değil, çok sayıda sanatçı ve resimlenen binlerce eserle bir kitap sanatı olmuştur.

“Minyatür”, Latince’de “küçük ölçülerde” anlamındaki “minyon” ve “kırmızı boya ile yapılan resim” anlamındaki “miniâr” kelimelerinden türemiştir. Latince’de bu tarz resimleri yapan sanatçılara “minyatari” denir. Osmanlı Türklerinde ise minyatüre genellikle “nakış-resim” sanatkarına da, eserin türüne göre “nakkaş”, “ressam” veya “musavvir” denmiştir.

Minyatürde en büyük özellik, anlatılmak istenen konunun eksiksiz olarak aktarımıdır. Bu nedenle perspektif kullanılmaz. Uzaklık ne boylar, ne de renk ve gölgelerle belirtilir; boy, kişinin önemine göre artar veya azalır. Ön planda olanlar kağıdın alt tarafına, geridekiler ise üst tarafına doğru yerleştirilir. Bütün figürler, birbirlerini tümü ile kapatmayacak tarzda düzenlenir. Konu, mesafe farkı gözetmeksizin en ince ayrıntılara kadar işlenir. Türk minyatürlerinde renk çoğukez soyutlama aracı olarak düz, parlak ve gölgelerden arındırılmış olarak kullanılmaktadır. Türk minyatürlerinin bir özelliği de, sayfa kenarlarında İran minyatürlerindeki gibi ağır bir tezhibe yer verilmemesidir. Sanatkar burada yalnızca “halkari” denen zarif ve sade bir süsleme tarzını veya serpme altın ile yapılan “zerefşan” tekniğini uygulamakla yetinmiştir.

Genellikle tarihi, edebi ve ilmi konuların işlendiği minyatür sanatında, Türkler çoğunlukla tarihi yansıtmayı tercih etmişlerdir. Osmanlıların savaşlarını, seferlerini ve şenliklerini anlatan resimli yazmalar, diğer İslam ülkelerindeki örneklerinden apayrı, gerçekçi bir üslubun taşıyıcısı olmuştur. Bu nedenle minyatürlü yazma eserlerimizin pekçoğu, zamanın örf ve adetlerini, gelenek ve göreneklerini, giyim kuşamını olduğu kadar Osmanlı Türk tarihini de takip edebileceğimiz kıymetli birer tarihi belge niteliğindedir.